Almanya’da Doktor Olarak Yaşamak

Herkese merhabalar! Yine ben, Cemal. Geçen yazımda sizlerle Almanya’da Doktorluk üzerine merak ettiklerinizi paylaşmıştım. Bu yazımda ise sizlerle Almanya’da yaşam üzerine konuşmak istiyorum. 2021 Temmuz ayında tam 3 yıl olacak Almanya’ya geleli ve bir yıldır da Almanya’da doktor olarak çalışıyor olmuş olucam. Hal böyle olunca bir çok kişinin de cevabını merak ettiğinden emin olduğum ‘Almanya’da yaşamaktan memnun muyum?’ sorusunu ben de tabii ki kendime sorar oldum.

Almanya’da Yaşamaktan Memnun muyum? 

Kısa cevap severler için direkt söyleyeyim; inanılmaz memnunum 🙂

Uzun cevap severleri ise yazının devamına alalım. Bundan önceki yazımı okuyanların bildiği üzere Almanya’da ilk 2 yılım oldukça inişli çıkışlı geçmişti. Bu süre zarfında bir kaç defa ne yapıyorum ben diye sorgulamıştım ama bu sorgulamaları yaparken dahi bu geçiş sürecinin biteceğini ve günün birinde şu an olduğum, evet tam olarak şu an olduğum noktaya erişeceğime de emindim. Kafamdaki 5-10 yıllık kalkınma planımda tabii ki ilk yılların zorlu geçeceği aşikardı. Ancak zaten ben hep içten içe o günlerin geçeceğine inanmıştım.

Gelin hep beraber bana bu sorgulamaları yaptıran zorluklara bakalım. Umarım sizler için de ufak bir ön hazırlık olur ve gelip de bu zorlukları yaşadığınızda bunların geçici olduğunu hatırlarsınız.

Almanya’da Yaşamanın Zorlukları Neler?

Sosyal Yalnızlık

Benim gelişi en çok sorguladığım anlar kesinlikle yalnız kaldığım ve arkadaşlarımla geçirdiğim günleri çok özlediğim zamanlardı diyebilirim. Dolayısıyla benim listemin en başındaki zorluk ‘Sosyal Yalnızlık’. Benim ilk geldiğim yıllarda her ne kadar yanımda akrabalarım ve ailem olsa da kendimi yalnız hissettiğim zamanlar çok olmuştur. Ama size şunu da gönül rahatlığı ile söyleyebilirim ki benim geldiğim dönem ile şu an arasında çok fark var. Artık son zamanlarda Almanya’ya doktorluk yapmak için benim gibi gelen arkadaşlarımızın sayısı çok arttı ve burada oldukça aktif topluluklar kurmaya başladık. Umarım sizler geldiğinizde ‘Sosyal Yalnızlık’ teması tamamen bu listeden ve gündemimizden çıkmış olur.

Alman Bürokrasisi

Yavaş, anlamsız, saç baş yolduran.. Alman bürokrasisi sanırım bu şekilde özetlenebilir. Her ne kadar her şeyi doğru yapıp yeterince sabır gösterdiğinizde sorunsuz bir şekilde çalışsa da bizim gibi hemen her türlü işini bir kaç saatte halletmeye alışık bir millet için gerçekten ilk başta çok zorlayıcı olabiliyor. Örneğin ilk geldiğimde kayıt olmam gereken bir devlet dairesi, ilk gittiğimde bana hangi evrakların gerekeceğini söylemek için 1 hafta sonraya randevu vermişti. 1 Hafta sonra gittiğimde gerekli evrak listesini verip 10 gün sonraya bir başka randevu vermişti. 10 gün sonra ise evraklarımı teslim alıp beklememi söylediler ve evraklarımın incelenip kayıt işlemimin tamamlanması ise yaklaşık 1 ay sürdü. Yani toplam 1,5 ay herhangi bir Türk memurun 1-2 saatte halledeceği basit bir kayıt işlemi için beklemiştim. Tüm bunları bilip ona göre hazırlıklı gelmek lazım. Herkes beni uyarmıştı ama ben bu kadar yavaş olacağına inanmamıştım sanırım. Normalde ‘Almanya’ya giderim kursuma başlar 5-6 ayda B2 sertifikamı alırım’ diyordum ancak geldiğimin 3. ayında ancak ev bulabilmiştim ve hala kursa başlayamamıştım 🙂

Esnemeyen Kurallar

Almanlar çözülmesi gereken bir meseleyi, kitapta nasıl çözecekleri yazmıyorsa, katiyen çözemeyen bir millet. Tam anlamıyla kilitleniyorlar diyebilirim. Herkes birbirine bakıyor ne yapıcaz diye. Veyahut ellerinde 1 adet çözüm veya cevap varsa siz daha mantıklı ve pratik bir çözüm yada cevapla gittiğinizde kesinlikle kabul etmiyorlar. Kitapta ne yazıyorsa o uygulanıyor. Örneğin tam B1 sertifikamı aldığım dönemde tarih ve fiyat olarak bana çok uyan bir B2 kursu bulmuştum. Kurs 3 hafta sonra başlıyor ve 2 ay sürüyordu. Benimle ilgilenen yetkili bu kursa gitmeme izin vermedi ve bana süre ve fiyat olarak 2,5 kat fazla olan başka kurslar önerdi, çünkü kural buydu ve o kursları ödüyorlardı. Daha mantıklı olan için ise kendim para vermem gerekiyordu. Neyse çok sinirlenip en hızlı kurstan çok daha hızlı B2 sertifikamı aldım. O yüzden bu meseleye çok takılmıyorum 🙂

Irkçılık Meselesi

Normalde ben bu konuyu yazıma konu etmeye bile tenezzül etmezdim ama çok fazla soru geliyor doğal olarak. Ben genelde kısaca ‘Kafamızda kaldırım taşı kırılan bir ülkeden göç ediyoruz, eğitimsiz bir Almanın çıkıp da bana evine dön demesine pek takılmamak gerek.’

Tabii ki tüm ülkelerde olduğu gibi ırkçılık Almanya’da da mevcut. Oldukça gizli yapılan ırkçılıktan çok bariz ırkçılığa kadar karşınıza çıkma ihtimali var bu konunun. Lakin bence önemli olan bu konunun hayatımızı ne kadar etkilediği ve toplumdaki istatistiği. Ben şahsen 3 yıldır böyle bir durum yaşamadım ama burada uzun zamandır yaşayanlardan çok ilginç hikayeler duydum. Gerçi bir çoğunda ilginç bir alınganlık durumu mevcuttu ama bazıları gerçekten itiraz edilip hak aranması gereken olaylardı. Ben şahsen artık böyle bir şey sezdiğimde anında sesimi çıkartacak seviyeye geldim. Bu mesele Almanlar içinde çok önemli olduğu için hemen geri adım atıp üsluplarına çeki düzen veriyorlar. 

Irkçılığı meşrulaştırmaya çalışmıyorum kesinlikle ama burda bazı yabancıların oluşturduğu imajı yıkmak pek kolay olmayacak diyebilirim.

Ben şahsen Ted Mosby gibi sarı yapraklı bir defter çıkarıp artıları ve eksileri sırayla yazıp ona göre karar verilmesi gerektiğini düşünenlerdenim. Dolayısıyla alışması zaman alan zorluklar karşısına Almanya’da Yaşam ile ilgili sevdiğim şeyleri de yazmak istiyorum ki en sonunda neden Almanya’da yaşamaktan memnun olduğum ile ilgili kafanızda soru işareti kalmamış olsun.

Almanya’da Yaşamanın Güzel Yanları

Stabil ve Standart Yaşam Tarzı

Günümüzde insan psikolojisini en çok yoran ve kişileri zihnen yaşlandıran faktörlerin başında sanırım gelecek kaygısı geliyor diyebiliriz. Almanya’da bu durum biraz daha farklı. Kurmuş oldukları sistem ve ekonomi oldukça sağlam temeller üzerine kurulmuş. Dolayısıyla geleceğe dair daha rahat planlar yapıp daha az kaygı duyuyorsunuz. Bu basit ve stressiz hayata çok kolay alıştım diyebilirim. Bundan 15 yıl öncesi ile günümüz arasında gerek alım gücü gerek sistem anlamında çok ufak farklar var. Dolayısıyla bundan 15 yıl sonrasında da çok büyük farklar olmayacağını düşünmek insanı rahatlatıyor.

Sosyal Devlet Anlayışı

Sanırım listenin tepelerinde kesinlikle yer alması gereken bir diğer madde ‘Sosyal Devlet’ kavramı. Bunun üzerine uzun uzun yazıp çizmek mümkün ama ben kısaca değineceğim. Hepiniz Almanya’da çok fazla vergi verildiğini duymuşsunuzdur. İşte bu verilen vergilerle kurulan sistem ve size sunulan imkanlar yine size kendinizi güvence altında hissettiğiniz bir hayat vaad ediyor. Şu an kovulsam devletin bana maaşımın üçte ikisini anında ödemeye başlayacağını, bana iş arama noktasında destek olacağını, kariyer değiştirmek istesem tüm eğitimlerimi karşılayacağını biliyorum. Veyahut bir kadın hamile olduğunda çalıştığı mesleğe göre belki anında izinli sayılıp eve gönderileceğini ve bu süre zarfında maaşının tamamını alabileceğini biliyorum. Veyahut hastalandığımda bunu kimsenin sorgulamayacağını, işim tehlikeye girmeden gerektiği uzunlukta tedavimi alıp dinlenebileceğime inancım tam. Ya da ileride emekli olduğumda emekli maaşım ile hayatıma aynı standartta devam edebileceğime.. 

İşte tüm bunları sağlayan sisteme her ay yığınla vergi vermek beni şahsen çok üzmüyor. 

Almanya’da Çalışma Şartları

Hayatı çekilir kılan bir başka durum ise iş ve özel hayat dengesi. Almanya’da bu denge çok güzel korunmuş diyebilirim. Örneğin iş yerinde 2-3 kişi haricinde kimsede özel numaram yoktur. 1 yıllık meslek hayatımda iş saatleri haricinde, işim ile ilgili ne bir mail ne de bir telefon almışımdır. Yıllık 30 iş günü iznim var ve haftasonları mesaim yoksa iznimden düşmüyor. Hasta olma durumunda 2 güne kadar rapor dahi vermeden izin alabiliyorum ve döndüğümde kimse bana ‘Hayırdır nerelerdeydin?!’ veya ‘Tutmadığın nöbeti haftaya yazdım!’ demiyor. Haftalık 40 saat mesaimi doldurduğum an kimse ekstra çalış demiyor veya dediyse bile çalıştığın her saatin ya ücretini veriyor ya da yıllık iznine ekliyor. Yıllık iznimi kullanmak için ilk yılımı doldurmam gerekmiyor veyahut kıdemlimden izin almam gerekmiyor. Müsaitlik durumuna göre çalışma arkadaşlarıma ve şefime bildirip iznimi kullanıyorum. 

Bunların haricinde çalıştığım ortamda kaotik bir yoğunluk, bağrışmalar, zorla içeri girmeye çalışma gibi durumlara hiç rastlamadım. Bir keresinde sabah saatlerinde bir hasta kendisine rapor vermediğim için sinirlenip söylenerek çıkmıştı. Öğleden sonra hastayı tekrar kapımda gördüğümde ‘Heralde hasta şiddetinden kaçış yok, şimdi dayağı yiyeceksin Cemal’ demiştim içimden. Ardından hasta utana sıkıla sabahki uygunsuz davranışı için özür diledi ve ben bir kez daha Almanya’ya gelerek, Almanya’da hekim olarak çalışarak ne kadar doğru bir karar verdiğimi görmüş oldum.

Almanya’da Alım Gücü

Ben şahsen insanlara bu konudan bahsederken biraz yanlış anlaşılmaktan korkuyorum, lakin günümüzde arzuladığımız hayatı yaşayabilmek için belli bir miktarda para kazanıyor olmak gerekiyor. ‘Parayla saadet olmaz!’ sözü bana biraz eksik geliyor ve ben ‘ Saadet sadece parayla olmaz ama parayla saadet olabilir’ şeklinde söylüyorum kendi kendime. 

Almanya’da bir hekimin başlangıçta kazandığı aylık ortalama net maaş 3000 Euro civarında. Yani Almanya’da bir doktor, bir aylık maaşı ile 2004 model Mercedes C180 Sportcoupe alabiliyor, yine bir aylık maaşı ile tek kişilik evini düzebiliyor ve yine bir aylık maaşı ile tüm yıl boyunca yapacağı tatilleri finanse edebiliyor. Deneyimle sabit 🙂

Türkiye’den Almanya’da Doktorluk macerasına atılmayı düşünüp araştırma yapmaya başlayan bir çok arkadaş 3000 Euro’nun sayısal değerini az buluyor. Burada bir iki noktaya açıklık getirmek istiyorum. Öncelikle bu maaşın başlangıç maaşı olduğunu ve her sene gerek kıdeminize gerek ünvanlarınıza gerekse tuttuğunuz nöbete bağlı olarak artacağını unutmayın. İkinci mesele ise 20 Euro’nun alım gücü meselesi. Bu alım gücünü 20 lira’nın alım gücü ile kesinlikle karıştırmamak lazım. Ben 20 euro ile kabaca haftalık alışverişimi yapabiliyorum. Ancak anlık internetten kontrol ettiğim kadarıyla 20 Lira ile sadece bir paket kaşar peynir alabiliyorum. Ben de bu konuya bu şekilde bakmayı sevmiyorum ama bu tarz örnekler vermediğimde bazı arkadaşlar idrak etmekte güçlük yaşıyor sanırım. Ben 3 yıl önce Almanya’ya ilk geldiğimde yaptığım detaylı hesaplarımla 1 Euro’nun 4 Liralık alım gücü olduğunu keşfetmiştim. (Araba pazarı hariç). Yani Almanya’da kazandığım 3000 Euro ile Türkiye’de 12000 Lira kazanan birinin alım gücüne sahip olduğum kanaatine varmıştım. Şu an ne yazık ki bu hesabı tekrar yapmaya gönlüm el vermiyor.

Parklar

Bu bölüme aslında daha güzel bir başlık atabilirdim belki ama ben gerçekten parklara karşı zaafı olan bir insanım. Almanya’da bir çok şehrin merkezinde, şehrin gürültüsünü bir anda geride bırakıp kendinizi kuş sesleriyle donatılmış bir parka atmanız mümkün. Hemen 100 metre ötede oradan oraya koşuşturan insanların olduğunu bilmek ama seslerinin kuş sesleriyle bu kadar kolay bastırılabiliyor oluşu bana hala ilginç bir huzur veriyor. Sanırım en çok da bu yüzden seviyorum Almanya’daki parkları. 

Öte yandan kendinizi şehrin dışına atıp devasa ormanlara karışmak da çok kolay. Almanya’da tamamen bu konsept üzerine tatil imkanları mevcut. Dolayısıyla devlet bu ormanlara gerekli yatırımları yapmış, ulaşım imkanları sağlamış. Hemen girişine doğayı bozmayacak şekilde, yeme içme alanı, tuvalet, otopark vb. imkanları organize etmiş. Dolayısıyla kendinizi çok rahat bir şekilde ormanın derinliklerine atabiliyorsunuz. Orada keşfettiğiniz ufak bir su akıntısı bile anında hafızanıza kazınıyor ve ben bunu çok seviyorum.

Özgürlük

Nasıl giyindiğin, ne yiyip içtiğin, ne dinlediğin, nelerden hoşlandığın, neler yaptığın kimsenin ama hiç kimsenin umrunda değil. Bir başkasının sınırlarına karışmadığın sürece bir başkası da gelip senin sınırlarına karışmıyor. O an ne istiyorsa onu yapabiliyor olma özgürlüğü her insanın hakkı bence lakin bu hak ne yazık ki her yerde mevcut değil. Ben şahsen Almanya’nın bu konuda da oldukça başarılı olduğunu düşünüyorum. 

Yukarıda da bahsettiğim gibi mesainiz bittiği anda kıyafetinizi değiştirip kendi özel hayatınıza dilediğiniz gibi geçiş yapmak çok kolay ve kimsenin karışmaya hakkı olmayan bir konu. Buraya gelip bunun aksi durumlarla karşılaştığınızda hakkınızı arayabileceğinizi de bilmenizi isterim. 

Evet sanırım artılar listesi ben kendimi durdurmazsam uzayıp gidecek gibi. Sanırım Almanya’da yaşamaktan ve Almanya’da hekim olarak çalışmaktan oldukça memnun olduğunu tekrar etmeme gerek kalmamıştır. 5 yıl ya da 10 yıl sonra ne olur bilemem ama şu an olduğum noktada oldukça mutluyum. Beni bu ana getiren her detaya müteşekkirim 🙂

Umarım yararlı bir yazı olmuştur. Bir sonraki yazı veya videoya kadar kendinize iyi bakın, sağlıkla kalın. Görüşmek üzere 🙂

Cemal Altuntas

@almanyadabirdoktor

Almanya’da Doktorluk Hakkında Merak Ettikleriniz

Herkese yeniden merhabalar! Ben Cemal Altuntaş, namıdiğer almanyadabirdoktor. Önümüzdeki ay yani 2021’in Temmuz ayında Almanya’da yaşam maceramın üçüncü, Almanya’da doktorluk maceramın ise birinci yılını tamamlamış oluyorum. Ben de bunu bahane ederek sizlerle neden Almanya’da doktorluk yapmaya karar verdiğimi, Almanya’da dil öğrenme sürecimi ve Almanya’da hekim olarak iş bulup çalışmaya başlama sürecimi paylaşmak istedim. Konuyla ilgili taptaze videomu ise hemen aşağıda bulabilirsiniz 🙂

Almanya’da Doktorluk Yapmaya Nasıl Karar Verdim?

Evet, ilk başta cevaplanması gereken soru sanırım bu. Almanya’da doktorluk kararı tabii ki tek bir olaya ya da sebebe bağlı değil. Tıp okuyan arkadaşlarımın çok iyi bildiği gibi fakültenin ilk 3 yılı hastanede değil, ayrı bir binada teorik dersler alarak geçiyor. Yani bir hekimin tam olarak ne yaptığına ilk olarak dördüncü senenin başında tanıklık ediyoruz. Tıp fakültesinin dördüncü senesinde ise ben biraz sarsıldım diyebilirim. Dahiliye stajımda ilk hastamı hocama sunduğumda bana verdiği tepki bana biraz mesleğimi sorgulatmıştı. Ama asıl şokları intörnlüğümde yaşamıştım. Yine dahiliye bölümünde tanıklık ettiklerim bana ‘Eğer Türkiye’de kalırsam hekimlik yapamam, eğer hekimlik yapacaksam Türkiye’de kalamam!’ dedirtmişti. Sistemin işleyişine tanıklık etmiş olmak, insan haklarının hiçe sayıldığı bir ortamda çalışma ihtimalimin olması, bu kararı vermemde ciddi anlamda rol oynamıştı.

Kısacası Almanya’da doktorluk yapma kararını, olması gerektiği gibi bir hayat yaşama arzumla verdim diyebilirim. Sakin, basit, kolay ve tabii ki huzurlu bir hayat…

Almanya’da Doktorluk Yapmak için Gerekli Olan Almanca’yı Nasıl Öğrendim?

Sizlere Almanca’yı mezun olmadan önce hallettim demeyi ne çok isterdim, anlatamam. Ama maalesef Almanca’yı Almanya’ya geldikten sonra öğrendim. Almanya’da yaşamaya alışmak yeterince zorlayıcı değilmiş gibi Almanca’yı da Almanya’ya bırakmak belki de yaptığım en büyük hataydı diyebilirim. 

Almanya’daki Almanca kursumu devlete ödettirmek istediğim için kaydolmam gereken kurumlar, kurs arama, kursu ilgili kurumun kabul etmesi derken kursa başlamam neredeyse 4 ay sürdü. Almanca seviyemi belirlemek için kursun yaptığı sınavda A2 seviyesinde çıktım ve dolayısıyla B1’e kadar toplam 4 ay kursa gittim. Kursun aylık fiyatı 395 Euro idi. Ama ben dahil herkes ya yarısını ya da tamamını devlete ödettirmenin bir yolunu bulmuştu.

Ardından başlangıç tarihi ve kurs süresi bakımından bana çok uygun bir B2 kursu buldum. 3 hafta içinde başlıyordu ve 2 ay sürüyordu. Ancak benimle ilgilenen yetkili kurum bunu kabul etmedi ve hem fiyat hem de süre olarak 2 katı olan başka kurslar önerdi. Ben de tabii ki 4 ay daha Almanca kursu almak istemediğim için “Peki ben o zaman dediğiniz kurslara bakayım(!)’’ diyerek soluğu aynı zamanda TELC sınav merkezi olan eski kursumda aldım. Bir sonraki B2 sınavı yaklaşık 40 gün sonraydı ve ben o gazla kaydoldum. Sonraki 1 ay tamamen sınava yönelik çalıştım. Almanya’da yaşıyor olmamım da verdiği avantaj ile oldukça güzel de bir notla B2 sertifikamı da aldım ve iş aramak için kollarımı sıvadım. 

Almanya’da Yaşam Nasıl?

Gelin Almanya’da iş bulma ve çalışma kısmına geçmeden önce size biraz Almanya’da yaşamdan bahsedeyim. 

Almanya’da yaşam dediğimde benim aklıma sade, basit ve huzurlu bir yaşam geliyor. Ne kadar kazandığınızdan, hatta ve hatta çalışıp çalışmadığınızdan bile bağımsız olarak Almanya’da yaşamak gerçekten kolay. 20 Euro ile haftalık market alışverişi yapabildiğiniz, insanların size gülümseyerek selam verdiği, trafikte arabaların bisiklete, bisikletlerin size; sonra herkesin size yol verdiği, sokakların temiz, kuralların işlediği, hemen her köşe başında doğaya karışabildiğiniz huzur dolu bir ülke Almanya. 

Almanya’da mesai genelde erken başlar. Örneğin ben saat 7’de başlıyorum ve kursa gittiğim dönemde fark ettiğim kadarıyla sabah 6’daki tren 8’deki trenden her zaman daha kalabalık oluyor. Genelde günlük 8 saat mesai ve en az 30 dakika mola ile birlikte saat 16.00 civarında paydos yapılıyor ve kesinlikle eve iş taşınmıyor. Beni bir yıllık çalışma hayatımda mesai saatleri dışında iş ile ilgili bir kere bile rahatsız etmediler. Hatta hastanede sadece 3 kişide cep telefonu numaram var; biri şefim, diğeri iş arkadaşım, diğeri ise sekreterimiz. Bu kadar! 

Akşamları normal mağazalar 18.00 gibi, marketler ise 20.00-22.00 arası kapanır. Pazarları ise lokantalar ve büfeler hariç hemen her yer kapalıdır. İnsanlar genelde bu günü kendilerine ayırırlar ve sevdikleri ile veya doğa ile vakit geçirirler. 

Almanya’da hekimlerin yıllık izni genelde 30 iş günüdür. Ve ne kadar uzun alırsanız alın iş günü olarak hesaplanır. Mesainiz olmayan hafta sonları dahil değildir. Yani kabaca her iki ayda bir dokuz günlük tatil yapmak mümkündür.

Yukarıda da dediğim gibi Almanya’da yaşam oldukça sade, basit ve huzurlu geliyor bana.

Almanya’da İş Bulmak Zor mu Diyenler İçin; Almanya’da Doktor Olarak Nasıl İş Buldum ve Nasıl İşe Başladım?

Almanya’da doktor olarak çalışmak için gerekli olan TELC-B2 sertifikasını aldıktan sonra özgeçmişimi güncelledim ve iş aramaya başladım. İşi nerede aradım diye soracak olursanız tek bir site kullandım diyebilirim. O zamanlar ayrı bir site şeklindeydi ancak şuan başka bir sitenin içine gömülmüş. Dolayısıyla link veremeyeceğim ama google’da “Berufsinformationzentrum” diye aratırsanız karşınıza çıkacaktır.

Yaklaşık 2 ay iş arama sürecinden sonra oldukça bıkmış olduğum bir anda ilk iş görüşmesini ayarladım. Başvurmaktan kaçındığım NRW eyaletinde oldukça hareketli bir Nöroloji bölümünde önce iş görüşmesi, ardından da 1 günlük hospitation yaptım. Dürüst olmak gerekirse ne klinik ne de çalışma ortamı hoşuma gitmemişti. 1 günlük hospitation bile orada çalışırsam suyumu çıkaracaklarını anlamama yetmişti. Ama Almanya’da yaşamaya başlayalı 1,5 yıl olmuştu ve artık sonuç almak istiyordum. Dolayısıyla şefe çok beğendiğimi ve çalışmak istediğimi söyledim. Şef de olumluydu ve bana gerekli evrakları göndereceğini söyledi. Almanya’da doktor olarak ilk iş kabulümü almanın verdiği heyecanla oradan ayrıldım ancak bir daha şeften haber alamadım, iyi ki de alamamışım.

Ben Nöroloji şefinden haber beklerken yaşadığım şehirden yaklaşık 200 km ötede bir rehabilitasyon kliniğinden ikinci iş görüşmem için davet aldım. Farklı bir eyalette olmasından dolayı oldukça heyecanlı bir şekilde gittiğim bu görüşme de oldukça pozitif geçmişti ve şef bana 5 günlük hospitation teklif etmişti. Bu hospitasyon tam Türkiye’deki bir kongrenin öncesine denk geldiği için ben sadece 4 günlük yapabildim. Ancak bu 4 günlük hospitationda yol dahil tüm masraflarımın klinik tarafından karşılanması, kliniğin çok huzurlu ve tatlı bir çalışma ortamına sahip olması ve gördüğüm hemen herkesin yüzünün gülüyor olmasından dolayı ben çoktan işi kabul etmeye hazırdım. Şef de bana dürüst bir şekilde oldukça pozitif olduklarını ancak bir başka aday daha olduğunu ve bana bir hafta içinde dönüş sağlayacaklarını söyledi. Ben de heyecanlı bir bekleyiş içinde atladım uçağa, Türkiye’ye gittim. Ben daha dönmeden işe kabul edildiğime dair haber gelmişti ve geri döndüğümde posta kutumda ilk iş sözleşmem şefin imzası ile birlikte beni bekliyordu. Sanırım o an ne kadar mutlu olduğumu anlatmama gerek yok. 

Sonrasında hemen evraklarımı hazırladım ve gerekli kuruma gönderdim. Zaten halihazırda şefimle de konuştuğum üzere Ocak’tan Mart’a kadar Fachsprachprüfung kursum vardı. Ardından evimi kiralayıp taşınmayı planlıyordum. Aynı zamanda da evraklarım gelene kadar gelecekteki iş yerim olacak klinikte hospitation yapıp sistemi öğrenmeyi planlıyordum. Bu 3 aylık FSP kursunun fiyatı ise yaklaşık 3800 Euro idi ve 1 kişi hariç herkes bu kursu da devlete ödettirmişti. Zaten o arkadaş da bunu öğrenince gidip kaydını sildirmişti. Dil vizesi ile gelip zor olsa da kursu devlete ödetmeyi başarmış olan Hint arkadaşımız benim ufkumu baya açmıştı. Koparmayı bildikten sonra Alman devletinin ne kadar çılgın imkanlar sunduğunu bir kez daha görmüş oldum. 

Kursumun son 2 haftası pandeminin başlangıcına denk geldiği için online yapıldı ve ben belki de en verimli geçmesi gereken son iki haftadan hiç verim alamadım. Bu durumun canımı sıkmasına izin vermeden yeni evimi buldum ve kurs biter bitmez gerekli planlamaları yapıp yeni hayatıma doğru yola koyuldum.

Nisan ayının sonlarına doğru yeni evime yerleşmiş ve hospitationa başlamaya hazır haldeydim. Şefim önceden planlandığı gibi kadın kliniğinde değil erkek kliniğinde başlamamı rica etti. Yol masrafımı karşılayacağı takdirde her gün 50 km’lik yolu gidip gelebileceğimi söyledim ve o da bunu kabul etti ve böylece hospitationa başlamış oldum. 

Haziran ayının başlarında ben Almanya’da doktor olarak çalışmak için elzem olan bir diğer dil sınavı olan FSP sınavı için randevu beklerken, yetkili kurumdan pandemi nedeniyle randevuların geç gelme ihtimali olduğu ile ilgili bir mail geldi. Her ne kadar ilk okuduğumda moralim oldukça bozulmuş olsa da Bayern eyaletinden duyduğumuz haberler aklıma geldi. İnternette Bayern eyaletinde pandemi nedeniyle evrakları tam olan ama FSP randevusu gelmeyen hekimlere kısa süreli de olsa Almanya’da tam denklik (Approbation) alınana kadar verilen Berufserlaubnis’in verildiğine dair haberler görmüştüm. Hem bu haberlerden hem de sınav randevumun geç geleceğinden dolayı bir mail yazıp istisnai bir durum olduğunu ve bu yüzden Berufserlaubnis istediğimi söyledim. Bu maili attıktan çok değil 2 gün sonra klinikten eve döndüğümde posta kutumda bir mektup vardı. Heyecanla yukarı çıkıp mektubu açtığımda 2 yıllık Almanya’da yaşam maceramın açık ara en heyecanlı anını yaşadım diyebilirim. Elimdeki kağıtta şefimin de kabul ettiği takdirde Berufserlaubnis alabileceğim yazılıydı. Gerekli kağıdı da şefime imzalattıktan sonra ilginç bir tesadüf olarak 7 temmuz 2020’de yani mezuniyetimin tam 2. yılında Berufserlaubnis’im geldi ve ben takvim yaprakları 9 Temmuz 2020’yi gösterdiğinde hem Almanya maceramda hem de hayatımda ilk defa işe gittim. 

Almanya’da Doktorluk Nasıl?

Yazıyı noktalamadan önce sizlerle iş yerimde neler yapıyorum biraz da ondan bahsedeyim. Ama ondan önce şunu söylememde fayda var sanırım. Almanya’da doktorluk dediğimizde aklınızda tek bir şey canlanmamalı. Burada her bölüm birbirinden farklı diyebiliriz. Bu yüzden birazdan bahsedeceklerimi genellememekte fayda var diye düşünüyorum.

Ben sabahları güne 07.00 ile 08.30 arası poliklinik yaparak başlıyorum. Kliniğimizde sadece yatan hastalar olduğu için şikayeti olan hastalarımız bana bu saatte gelebiliyorlar. Bu saatler haricinde ise sadece akut bir durum olursa hasta kabul ediyoruz. Çünkü günün geri kalan saatlerinde farklı randevularımız ve toplantılarımız oluyor. Örneğin, öğlen 11.00’de vaka toplantıları oluyor ve eğer benim ilgilendiğim hastalar üzerine konuşulacaksa benim de katılmam gerekiyor. Yine her Salı takım toplantısı adı altında tüm ekip toplanıyoruz ve hemen her konu ve yeni gelişme ile ilgili konuşuyoruz. Açıkçası Almanya’da, Türkiye’de konu dahi olamayacak meseleler uzun uzun konuşuluyor. Tüm bunların haricinde yeni gelen hastaların ve yakında taburcu edilecek hastaların da giriş ve çıkış muayenelerinden sorumluyum. Gün içerisinde kaç hasta görüyorsun sorusu geliyor genelde. Tabii ki net bir şey söyleyemem ama bazı günler hiç görmediğim olduğu gibi bazı günler 10 hastaya kadar çıkıyorum. Bu sayı size çok az gelebilir ama burda hastaların dosyalarının yazılması oldukça zaman alıyor ve Almanlar bunu baya önemsiyor. Bazen dosyaya yazılması gereken basit bir durum ile ilgili bile birçok kişiye danışmak gerekebiliyor.

Eğer anormal bir durum oluşmazsa, tüm bu işlerim normal mesai saatlerim içerisinde bitiyor ve ben 15.30-16.00 gibi paydos yapıyorum. Haftasonlarım boş ve henüz nöbet tutmaya başlamadım. Zaten kliniğimizde sadece icap nöbeti olduğu için ve ödemesi çok olmadığı için pek tutasım da gelmiyor. Nitekim verdikleri standart maaş bana fazlasıyla yetiyor. Maaş demişken biraz da alım gücünden bahsetmek lazım sanırım.

Almanya’da Yaşam için Doktor Maaşı Yeterli mi? 

Bu konu üzerine uzun uzun yazıp çizmek mümkün ama ben olabildiğince kısa örnekler vereceğim. 

Mesela elime geçen net gelir 2900 Euro civarı bir şey. Benim şuan evimde bana ait tüm eşyalar da toplamda bu civarda tutuyor. Bu evde mutfak hazır olduğu için mutfak hariç tek kişilik bir evi düzmek için 1 aylık maaşım gayet yeterliydi.

Örneğin kapımın önünde duran 2004 model Mercedes’e de 3000 Euro verdim. Gayet konforlu ve birkaç yıl kullanabileceğim bir araba ve yine baktığınızda tek maaş. Onu geçtim, bu benim 3 yılda sahip olduğum üçüncü araba. İlki 450 Euro verdiğim 2001 model Clio idi, ikincisi ise 550 Euro verdiğim 2003 model Twingo.

Evime internet ve elektrik hariç 643 Euro veriyorum. Bundan önceki diğer iki evime ise 420 Euro veriyordum. İnsanların tek oda 1000 Euro dedikleri yerler büyük şehirlerin ana caddeleri ya da lüks semtleri. Ufak bir Google araması ile Almanya’da yaşamak için kafanızı 300 Euro ile de bir yere sokabileceğinizi görebilirsiniz. 

Markete gittiğimde ortalama 20 Euro ödüyorum. Almanya’da yaşam kolay olduğu gibi sağlıklı beslenmek de oldukça kolay. Haftalık etiyle sebzesiyle dolu dolu tek kişilik alışverişim 40 Euro civarı tutuyor diyebilirim. Fiyatlar da gayet stabil. Örneğin litresine şuan 79 Cent verdiğim süt 10 yıl önce 69 Cent imiş. 

Onun haricinde dışarıda yemek istediğinizde Türk mutfağı ve Asya mutfağı fiyat performans olarak 5 Euroluk menüleri ile hemen imdadınıza yetişiyor. Yok ben daha cafcaflı bir yere gideceğim dediğinizde ise yine güzel bir restorantta 10-15 Euro bandında çok kaliteli yemekler de yiyebilirsiniz. 

Özetle Almanya’da yaşam için doktor maaşı yeterli mi diye sorgulamak ayıp olur. Zaten bu maaşın da tecrübenize göre zamanla artacağını da unutmamak lazım. Ama artmasa da olurmuş yani 🙂 Ayrıca bu konu hakkındaki diğer yazımı da okuyabilirsiniz.

Almanya’da yaşamaktan memnun muyum?

Almanya’da yaşam maceramın 3. yılını ve Almanya’da doktorluk hayatımın ise 1. yılını doldurduğum bu zamanlarda bu soruyu ben de kendime çok sık sorar oldum. Ama dilerseniz bu soru bir başka videonun ve yazının konusu olsun. 

Bu yazıyı burada noktalıyorum. Okuyan ve beğenen tüm arkadaşlara sonsuz teşekkürler. Umarım yararlı bir yazı olmuştur ve kafanızdaki soru işaretlerini bir nebze de olsa giderebilmişimdir. Kendinize iyi bakın ve sağlıcakla kalın! 

almanyadabirdoktor

Cemal Altuntas


Almanya’da doktorluk ve Hier können Sie unserer Telegramm-Gruppe beitreten und Informationen über den Approbationsprozess erhalten!


Almanya’da Temel Giderler

Almanya’ya adım attığım 2018 Temmuz’undan işe başladığım 2020 Temmuz’una kadar geçen sürede Alman devletinin bana verdiği sosyal yardım ile geçinmiş birisi olarak sanırım “Almanya’da bir ayda minimum ne kadar para harcanır?” sorusunun cevabını vermek bana düşüyor.

Bu yazımda elimden geldiğince bu soruyu, gerek kendi tecrübelerim gerek gözlemlerim yardımıyla olabildiğince detaylı cevaplandırmak istiyorum.

Yazıya başlamadan bu sosyal yardım nedir, nasıl alınır diye merak edenler olabilir. Onu bir başka yazıda ele alalım yoksa bu yazı okunurluğunu yitirir.

Her eyalette farklı olmakla beraber 2018 yılında Almanya’da benim yaşadığım NRW eyaleti bir kişinin temel yaşam masraflarını aylık minimum 380 Euro olacak şekilde belirlemiş. Bu miktara tabi ki kira dahil değil.  Kira meselesi ise sadece eyalet eyalet değil şehir şehir hatta bölge bölge değişiklik gösteriyor.

 Şimdi  5 ana başlıkta Almanya’daki masraflarınıza göz atalım: Konaklama, Ulaşım, Market, İletişim ve Sosyal Hayat

1) Konaklama

Almanya’da konaklama için birçok alternatif bulunuyor. Kalacağınız süreye göre sizin için en mantıklı olanı seçebilirsiniz. Bunlardan bazılarını yazalım;

            Öğrenci Yurtları

Fiyatları 250 Euro’dan başlayan öğrenci yurtları belki de en hesaplı seçenek olabilir. Ancak yer bulmak o kadar da kolay değil.

            WG-Zimmer

Almanya’da bir çok bekarın uyguladığı yöntem. Ev paylaşımı. Burada da yine 300 Euro gibi düşük fiyatlara bir yer bulmak mümkün.

            Wohnung auf Zeit

1 yılın altında konaklayacaksanız sözleşmeniz aylık veya günlük olacak demektir. Bu durumda genelde fiyat artar. Ama bir çoğu eşyalı olduğu için belki dengeleyebilir.

            Wohnung

Direkt ev kiralamak. Uzun soluklu yaşayacaksanız en mantıklı yöntem olabilir. Yukarıda da bahsettiğim gibi aylık 300 küsür Euro’dan ev fiyatları başlar. Tabi Münih’e falan gidiyorsanız durum değişir 🙂

Konaklama ile ilgili eğer bir kişi için aylık 400 Euro’dan fazla veriyorsanız bu biraz fazla denebilir. Çok çaresiz kalmadıktan sonra ve çok merkezi bir yerde yaşamadıktan sonra bu miktarın üstüne çıkmaya gerek yok.

2) Almanya’da Ulaşım

Sakın benim gibi uçaktan iner inmez aa ucuzmuş ya diyip araba almayın 🙂 Yani alabilirsiniz tabi ki ancak şunları hesaplamayı sakın unutmayın; Sigorta, vergi, yakıt ve ekstra masraflar. Her ne kadar ilk arabanızı 400 Euro’ya alabilecek bile olsanız ek masraflar sizi yoracaktır.  Bu yazıda amacımız masrafları minimumda tutmak olduğu için arabayı direk rafa kaldırabiliriz.

            Aylık bilet

Almanya’nın en güzel yanlarından birisi ise birbiriyle bağlantılı ve oldukça geniş ulaşım ağı.  Bulunduğunuz bölgenin aylık ulaşım biletine 50-100 Euro arası bir para verip otobüsten trene, trenden tramvaya her türlü ulaşım aracını bir ay boyunca dilediğiniz gibi kullanabilirsiniz.

Eğer ki bir kursa kayıtlıysanız veya gençseniz indirimli tarifeleri gitmeden incelemekte fayda var tabi ki. Duisburg’da bu bilet 70 Euro gibi bir fiyata sahip idi.

3)  Market

            Gıda

Gelelim en can alıcı noktaya. Şimdi malum herkesin beslenme şekli tabiki birbirinden farklıdır. Ben burada sizlere 1 haftalık bir beslenme programı üzerinden hesap yapacağım. Kendimin de uymaya çalıştığı protein zengini bir diyet 🙂

Diyetimizde ana yemek olarak 3 gün kırmızı et, 3 gün beyaz et 1 gün de somon olsun. Yani bir kilo beyaz et , bir kilo kırmızı et ve 400 gram somon (1 öğüne 200 gr et şeklinde hesapladım.)

Bunun yanında her öğüne 50 gram çiğ karbonhidrat yazalım. Bir gün pilav bir gün makarna yediğinizi varsayalım. 4 gün makarna, 3 gün pilav desek; 400 gram makarna ve 300 gram pilav gerekiyor. Kahvaltıda ise her gün 2 yumurta, 1 Brötchen (ekmekcik) veya 1 dilim ekmek, 1 bardak süt, 2 dilim Gauda, bir kaç cherry domates desek haftada 1 paket yumurta, 1 paket fırında çok rahatlıkla hazırlanan çıtır çıtır Brötchen, 1 litre süt, yine birer paket Gauda ve domates ekleyelim ve 1 haftalık alışveriş listemizi hazırlayalım:

  • 1 kilo kırmızı et                    6 euro
  • 1 kilo beyaz et                     6 euro
  • 400 gr somon                      4 euro
  • 400 gr makarna                  0.5 euro          
  • 300 gr pirinç                        0,5 euro
  • 1 paket yumurta                1,5 euro
  • 1 paket brötchen                2 euro
  • 1 paket Gauda                     2,5 euro
  • 1 lt süt                                   0,8 euro
  • 1 paket cherry domates       2,2 euro ( hesabı kolay olsun 🙂 )

            – TOPLAM                               26 Euro

Yani toplamda 26 Euro gibi bir haftalık market alışverişi bütçesi karşımıza çıkıyor. Bu da aylık 104 Euro yapıyor. Tabi ki buna ayda 1 almanız gereken yağı, soğanı, patatesi, çayı falan da ekleyebiliriz veya birazcık çeşitlendirebiliriz. Onları da çılgınca eklesek 150 euro yapsın. Ki bu hesapla yapmaz bence.

Tabi ki bu hesabı mantıklı bulmayan arkadaşlar olabilir. Benim biberim nerde salatalığım nerde diyenler olabilir. Dediğim gibi onları da ekleseniz yine de 150 barajına sadık kalabilirsiniz bence. Ki zaten konumuz minimum ve ben size minimum olmasına rağmen sağlıklı bir diyet yazmaya çalıştım.

Günümüzden örnek vermek gerekirse, ben şuan çalışmama rağmen ve hiç kasmadan alışveriş yapmama rağmen haftada 2 defa ortalama 20 Euro’luk alışveriş yapıyorum. Tek başıma aylık 200 Euro’yu geçmek için baya zorlamam gerek yani. Bu 20 Euro’nun içerisine hemen her şey dahil.

            İçecek

UYARI: Bu kısım severek alkol tüketen arkadaşları üzebilir.

Benim alkolle çok aram yok. Son zamanlarda da biraz kilo vereyim diyerek neredeyse sadece su içtiğim için kendimden örnek vermem yanıltıcı olabilir. O yüzden ben sizler için bana her haftasonu gelen kampanya broşürlerinden birini önüme alıp yazacağım. Aşağıdaki listedeki fiyatlar kampanyalı fiyatlar olsa da hemen her hafta böyle kampanyalar oluyor diyebilirim. Bir de her şişeye depozito ödendiğini ve sonra geri alındığını unutmayın lütfen.

  • 0,5 litre standart su              11 cent
  • 1,5 litre standart su              19 cent
  • 1,5 litre %100 elma suyu     89 cent
  • 1,5 litre kola                           1 euro
  • 0,7 litre Jim Beam                 8.88 euro
  • 0,7 litre Absolut Vodka         9,99 euro
  • 24 x 0,33 litre (1 kasa) Beck’s Gold             9,99 euro
  • 20 x 0,5 litre (1 kasa) Hasseröder Premium Pils     7,80 euro
  • 0,75 litre şarap, şampanya çeşitleri 2-3 eurodan başlıyor

            Temizlik ve Kişisel Bakım

Burda temizlik ve kişisel bakım ürünleri bence yazmaya değmeyecek kadar hesaplı. 2 ayda biten sabun 50 cent, bulaşık deterjanı, süngeri vs. hepsi 1 Euro’nun altında ve 1 ayda tükenmeyen ürünler.

Ben yine kendimden örnek vereyim. Her üç ayda bir;

  • 1 diş macunu                       2 euro
  • 1 çamaşır deterjanı             3 euro 
  • 1 yumuşatıcı                         1 euro
  • 1 bulaşık deterjanı              70 cent
  • 1 sabun                                50 cent
  • 10’lu bulaşık süngeri          80 cent
  • 1 deodorant                         2 euro
  • 10’lu tuvalet kağıdı              2 euro
  • 8’li kağıt havlu                      2 euro

Yani toplam 14 Euro gibi komik bir miktar. Aylık 5 Euro bile değil yani.

4) İletişim

Almanya’ya iner inmez bir marketten direkt ön ödemeli bir hat alabilirsiniz. Veya adresiniz belli ise daha inmeden internetten her an iptal edilebilen bir hat sipariş edebilirsiniz.

Eğer minimumda kalmak istiyorsak iletişime 10 Euro bile yeterli olacaktır. Burda zaten benim bildiğim tüm tarifelerde sınırsız konuşma sınırsız SMS var. Benim tavsiyem Avrupa’nın her yerinde kullanabileceğiniz bi hat almanız. (EU-Flat)

  • SimplyTel 3 GB internetli EU-Flat paket                   7,99 Euro (aylık)

5) Sosyal Hayat

Bu nokta tabi ki çok kişisel. Her ay operaya tiyatroya gitmeye alıştıysanız bunları Almanya’da sürdürmek pek kolay olmayabilir. Ama Covid öncesi çok sık ücretsiz konser gibi aktiviteler oluyordu, onu da söyleyeyim.

Biz yine burada da minimum tutalım istersek size en güzel önerim parklar olacaktır. Hemen her şehirde gidip gezilecek çok güzel bir park oluyor. Ormanlık alanlar arasındaki patikalarda yürümek gerçekten çok hoş bence. Çıkın ve her parkı keşfedin inanın süprizlerle karşılaşacaksınız.

Onun haricinde ben size yine dışarıda bir şey yemek içmek istediğinizde ne kadar harcarsınız onları kısaca yazayım.

Madem ucuzundan gidiyoruz sizlerle öncelikle benim fiyat/performans şampiyonu olduğunu düşündüğüm asya mutfağından örnek vereyim;

  • Tepeleme dolu bi tabak sebzeli kızarmış makarna             3,5 – 4 Euro

Lezzeti, 2 kişiye rahatlıkla yetecek porsiyonu ile masrafları minimum tutmak isteyenlere tavsiyem kesinlikle budur 🙂 Ertesi gün kahvaltı bile etmenize gerek kalmıyor o derece 😀

İkinci sırada ise bizim Almanya’ya tanıttığımız ama burda tamamen kendine has bir şekle bürünmüş olan döner var;

  • Çeyrek pide arası döner                   3,5 – 4 Euro

Yine bu dönerin de doyuruculuğu muazzam denebilir. Tadı ise benim çok hoşuma gidiyor. Sanırım eskiden yazdan yaza 2-3 defa yeme şansım olduğu için ben de bu dönerin yeri ayrı. İlk geldiğimde haftada 2 kesin yiyordum 🙂

Yine orta boy bir pizza 5 Euro civarında, yada Lahmacun 2,5 Euro (ama ben daha adam akıllı yapan yer bulamadım, Berlin’de var diyorlar).

Bunlar haricinde her yerde olan fast-food zincirleri de burda yine gayet uygun. Basit bi McDonalds hamburgeri ilk geldiğim dönem 99 Cent idi. Şimdi 1,29 falan olmuş sanırım. Ben de artık para kazandığım için double cheeseburger yiyorum 2,49 Euro vererek 😀 Olsun o kadar değil mi ama!

Tabi ki bunların haricinde ben biraz lükse kaçacağım derseniz Almanya’da da limit yok. Normal bir restoranda gidip bi akşam yemeği yemek isterseniz, içeceği salatası vs. 20-25 Euro tutabilir. Atıyorum 15 Euro bir steak, yanına da bi su bi içecek 20 küsür tutar.

İçecek demişken dışarıda bir şey içmek Almanya’ya ilk geldiğinizde saç baş yolduruyor fiyat olarak. Su dahil hemen her içecek 2,5 Euro oluyor. Marketten 10 Cent’e aldığın suya 2,5 Euro veya 50 Cent’e aldığın diğer bir içeceğe 2,5 Euro vermek sinir bozucu olabiliyor. Yeni geldiğinizde ve burda henüz bir geliriniz yokken dışarda pek bir şey içesiniz gelmiyor. Nitekim ben sırt çantamda hep içeceğimi taşırdım 😀 Hatta bu sırt çantası detayı ilk gelindiğinde çok önemli, onu ayrı bi yazıda ele alayım muhakkak 🙂

Minimum tutmaya çalıştığımız için para vereceğiniz sosyal aktivitelere pek değinmedim ama sinemanın 10 Euro civarında, minigolfün 4 Euro civarında olduğu bir ülkede ondan da pek korkmaya gerek yok diye düşünüyorum. Burda her bütçeye uygun bir aktivite bulmak mümkün.

Sanırım aklıma gelen hemen her şeyi paylaştım. Minimum ne kadar para gerekli sorusuna cevap vermeye çalıştığım için yoruma oldukça açık bir konu. Ancak ben yine aylık 400 Euro gibi bir para ile (kira hariç) çok rahat yaşayabileceğiniz düşüncesindeyim ki ben yaşadım. Merak ettiğiniz daha başka şeyler de varsa aşağıya yorum bırakabilir, Dech ekibine mesaj atabilir ve sosyal medya hesaplarımı takip edebilirsiniz 🙂

Kendinize iyi bakın bir sonraki videoda görüşmek üzere 🙂

Almanya’da Doktorluk Maceram

Herkese merhabalar! 🙂

Bendeniz almanyadabirdoktor. Bu yazımda sizlere Almanya’da doktorluk maceramdan, Almanya’da hekimlik için gerekli evraklardan ve Almanya’da denklik sürecinden bahsedeceğim.

Yazıya başlamadan önce Youtube kanalımdaki videolarda da sıklıkla yaptığım uyarıyı hatırlatmak istiyorum. Almanya 16 eyaletten oluşuyor ve büyük eyaletler içerisinde de denklik ile ilgilenen birden çok kurum olabiliyor. Her çalışana tanınan esneklikten ötürü Almanya’da Hekimlik Denkliği için kesin bir süreçten söz etmek imkansızlaşıyor. Lütfen araştırmalarınızı yaparken bunu göz önünde bulundurun. Ben dahil birçok meslektaşımızın hikayeleri yol gösterici olabileceği kadar yanıltıcı da olabilir.

Bu güzel uyarıyı da yaptığıma göre içim rahat bir şekilde sizlere kendi maceramdan bahsetmek istiyorum.

            Hikaye burada başlıyor!

Takvim yaprakları 9 Eylül 2020 tarihini gösterdiğinde tam 2 aydır aktif olarak Almanya’da hekimlik yapan bir meslektaşınız olarak bu yazıyı kaleme alıyorum. 9 Temmuz 2020 tarihinde, yani evraklarımı gönderdikten tam 5 ay 22 gün sonra Niedersachsen eyaletinde minnak bir kasabada bulunan bir rehabilitasyon kliniğinde iş başı yaptım. Haftalık 40 saat mesai ve başlangıç seviyesindeki hekim maaşımla bir yandan çalışıyorum bir yandan da kalan denklik işlemlerimi takip ediyorum.

Gelin sizlere B2 sertifikasını elime aldığım 26 Eylül 2019 tarihinden bu yana başımdan geçenleri kısaca özetleyeyim.

Tüm hekimlerin yapması gerektiği gibi B2 sertifikamı aldıktan sonra bir yandan iş aramaya bir yandan da evraklarımı toplamaya başladım. Evraklarımı toplamam çok uzun sürmedi, zaten hali hazırda birçoğu elimin altındaydı. Ancak o dönem yaşadığım NRW eyaletinin denklik süreci ile ilgili kulağıma gelen çılgın istatistikler nedeniyle önce bir süre iş arayarak başka bir eyalette şansımı denemek istedim. Yaklaşık 2 aylık çok da yoğun olmayan iş arama sürecim, bana iş arayan 2 headhunter firması ve iyi geçen iş görüşmeme rağmen, iki aydır Stellenzusage (işe kabul kağıdı) göndermeyen şef haricinde elim tamamen boştu. Firmalardan birinin, görüşmemizden iki hafta sonrasına ayarladığı Nöroloji kadrosunu, her ne kadar içime sinmese de, iki ayın sonunda gelen bunalma hissiyle kabul etmeye hazırdım.

          İyi ki Stellenzusage göndermemişler

Kendime Kasım sonuna kadar başka bir eyalette iş bulamazsam; işe kabulüm olsun ya da olmasın yaşadığım eyalet olan NRW eyaletinden başvuracağıma dair bir söz vermiştim. Bu sözü tutmama bir hafta kala headhunter bana bir iş görüşmesi daha ayarladığını ve 200 km kuzeye Niedersachsen eyaletine gitmek isteyip istemediğimi sordu. Ve ben kasım ayının sonunda, şu anda çalıştığım kliniğe iş görüşmesine geldim.

       Almanya’da 2. İş Görüşmem

Almanya’da iş görüşmeleri ile ilgili ayrı bir yazı yazmak belki daha yararlı olacaktır ama ben konu bütünlüğü açısından yeri gelmişken burada da bir ufak bahsetmek istiyorum.

Takım elbise giymedim. Kravat takmadım. Pantolon kazak şeklinde basit bir kombin ile geldim. Girişte beni bekleme odasına alıp çay kahve ikram eden güler yüzlü sekretere daha yeni teşekkür etmiştim ki şef gelip beni aldı ve bina içerisindeki uzun bir yürüyüşün ardından diğer şefin de beklediği geniş bir görüşme odasına götürdü. Görüşme çok samimi ve pozitif geçti. Neden Almanya, neden psikiyatri gibi sorulara zaten önceden biraz çalıştığım için güzel cevaplar verdiğimi düşünüyorum. Ayrıca görüşmenin başındaki ilk şoku hızlıca atıp bol bol gülümsediğime eminim 🙂 Görüşmede genelde şefler CV’nizi önüne çekip ilgisini çeken her şeyi sorar. Eğer CV’nizde boşluklar veya ilgi çekici noktalar varsa buralara çalışmakta fayda var. Yaklaşık 40 dakika süren görüşmenin ardından şef benden 1 hafta gelip klinikte hospitation yapmamı rica etti. Yol ücreti, kalacak yer gibi tüm giderleri kendisinin karşılayacağını, 3 gün erkek 2 gün de kadın kliniğinde hospitation yaptıktan sonra oturup tekrar konuşabileceğimizi söyledi. O tarihler Türkiye yolculuğum ile kesiştiği için ben 2 gün erkek 2 gün kadın kliniğinde Hospitation yaptım. Hospitation çok güzeldi, ardından şef bana bir başka aday daha olduğunu ve bana bir hafta içinde döneceğini söyledi. Sözünde de durdu ve bana tam bir hafta sonra beni işe alacağına dair güzel haberi verdi.

            Almanya’da İlk İşim

Aralık ayında Türkiye’den geri döndükten sonra posta kutumda beni bekleyen iş sözleşmesini görünce ne kadar mutlu olduğumu anlatmama gerek yoktur sanırım. Derhal gelen iki örneği de imzalayıp geri gönderdim ve yine 3 gün sonra şefin de imzaladığı sözleşmemi aldım. Genelde önce Stellenzusage gelir ama artık şef beni nasıl sevdiyse bilemeyeceğim 🙂

İş görüşmesinde de şefe ilettiğim planıma sadık kalarak evraklarımı hızlıca hazırladım ve 15 Ocak 2020 tarihinde ilgili makama postaladım ve bu sırada FSP kursuma başladım. Şefe FSP kursu biter bitmez gelip Hospitationa başlayacağımı ve çalışma iznim gelene kadar Hospitation yapacağımı söylemiştim.

            Diplomamdaki Pürüz ve Pandemi

Evraklarımı gönderdikten yaklaşık iki ay sonra diplomamın e-imzalı olmasından dolayı ufak bir pürüz yaşadım. Zaten süreci kendi takip edip de ilk gönderdiği evraklarda pürüz yaşamayan aday sayısı günümüzde çok azdır diye düşünüyorum. Hemen üniversitem ile iletişime geçtim ve bir üst yazı ile biraz sürse de sorunu çözdük. Tabi bu sırada bir başka sorun olan Covid-19 Pandemisi nedeniyle kursum bitmesine 3 hafta kala online eğitime geçmek zorunda kaldı. Ben de Pandemi dönemini Duisburg gibi yarım milyonluk bir şehirde geçirmektense zaten hali hazırda ev bulmuş olduğum 6000 nüfuslu minnak kasabaya taşınmaya karar verdim. Ev kiralama, ev boyama, mutfak montajı, taşınma derken takvim yaprakları çoktan Nisan ayını göstermişti. Ve ben taşındıktan iki hafta sonra şef ile iletişime geçip başlamak için gerekli görüşmeleri yapmaya koyuldum.

            Planlanandan Kısa Süren Hospitation

Nisan ayının sonuna geldiğimizde ben heyecanla hospitation yapmaya başlamıştım. Bir yandan da evraklarımın kabul edildiğine dair haberi yani FSP’ye girebilirsiniz yazısını bekliyordum. Normalde pandemi nedeniyle FSP randevularının iptal edilmiş olmasından dolayı doğacak olan gecikmeleri göze almış, durumu şefe açıklamış ve hem hospitationun hem de ormanlarla dolu bu minnak kasabanın tadını çıkaracağıma söz vermiştim.

Tarih 2020 Haziran’ının 14’ünü gösterdiğinde günlük posta kutusu kontrolümde, beklenen zarfı gördüm. Heyecanla mektubu açtım ve FSP’ye girebileceğime dair yazı ve ödeme makbuzunu bağrıma bastım 🙂 Niedersachsen eyaletinde 430 Euro olan FSP ödemesini yaptıktan sonra randevu için heyecanla beklemeye başladım. Yaklaşık iki hafta kadar sonra haziran ayı henüz bitmeden ilgili Tabipler Odası bana bir bilgilendirme maili attı. Ücretin ellerine ulaştığını, ancak mevcut durumdan dolayı sınav randevusunun geç gelebileceğini bildiren bu mail tabii ki her ne kadar bu durumu göze almış olsam da beni birazcık sarstı diyebilirim. Ne yapabilirim diye düşünürken, ilgili memura durumumu açıklayan bir mail atmak aklıma geldi. Dilimin yeterli olduğunu, halihazırda işimin olduğunu ve anormal uzun randevu süresini kibarca ilettim ve bana çalışma izni verip veremeyeceklerini sordum. Kibarca 🙂

            Almanya Maceramın En Mutlu Günü

Bu maili yazdıktan sadece iki gün sonra, 26 Haziran 2020 tarihinde, klinikten eve geldiğimde posta kutusunda hiç beklemediğim bir zarf gördüm. Açıkçası maili yazarken ne bu kadar hızlı cevap alabileceğime ne de bana FSP’siz çalışma izni göndereceklerine pek inancım yoktu. Dolayısıyla gelen zarftaki adresi görünce aklıma direkt FSP randevusu geldi. Eve çıkıp zarfı açtığımda yazıları yavaş yavaş okurken önce yanlış anladığımı sandım. İkinci ve üçüncü tekrardan sonra içime dolan huzur ve mutluluk hala dün gibi aklımda 🙂 Gelen mektupta bana şefimin onayından sonra çalışma izni yani Berufserlaubnis verebilecekleri yazılıydı. Şefe imzalatıp geri gönderdikten yaklaşık on gün sonra yani 07 Eylül 2020 tarihinde ise 09 Eylül’den itibaren geçerli olacak şekilde çalışma iznim geldi ve iş başı yaptım. Darısı bu yola baş koymuş tüm meslektaşlarımın başına.

Kısaca özetlersek;

            – 26.09.2019  B2 Sertifikasını aldım

            – 15.01.2020  Evraklarımı gönderdim (İlk Başvuru)

            – 13.03.2020  İlk yanıtı aldım (Defizidbescheid, Diplama Pürüzü)

            – 14.06.2020  Evraklarımın kabulu ve FSP randevusu için ödeme kağıdı elime ulaştı

            – 24.06.2020  FSPsiz BE alabilmek için mail attım

            – 26.06.2020  BE alabileceğime dair ön yazı geldi

            – 07.07.2020  BE elime ulaştı

            – 09.07.2020  İlk iş günü

            – 30.07.2020  İlk maaş



            Almanya’da Hekimlik Yapmak için Gerekli Evraklar ve Temel Kavramlar

Buraya kadar maceramı okuyan herkese çok teşekkürler. Umarım yararlı olmuştur. Almanya’da doktorluk yapmak için gerekli evraklara geçmeden önce kısaca bir takım temel kavramları açıklamak istiyorum.

            Approbation: Almanya’da hekimlik yapabilir belgesi, halk arasındaki adı ile “denklik”, yolun sonu, yüce evrak, kutsal belge 🙂

            Berufserlaubnis: Mesleki çalışma izni, genelde max 2 yıl olmak üzere geçici süre ile verilir. Adaylar bu süre zarfında çalışıp para kazanabilir ancak uzmanlık eğitimi yapamaz ve yalnız başlarına nöbet tutamazlar. Farklı ek kısıtlamalarda olabilir.

            Gutachter: Bilirkişi

            Gutachten: Evrakların bilir kişi tarafından Approbation için incelenmesi işlemi

            Kenntnisprüfung: Approbationunu bilir kişi yolu ile alamayan/almak istemeyen kişilerin girmesi gereken sınav

            FSP (Fachsprachprüfung): Tıbbi Almanca sınavı, herkesin vermesi gereken dil sınavı. Bazı eyaletlerde alternatifleri mevcut. PKT, TELC B2-C1 Medizin FSP gibi

            B2-Zertifikat: Goethe/TELC veya eyaletin izin verdiği bir başka kurumdan alınacak temel dil sertifikası

            Apostil: Türkiye’den alınan evraklardaki imzaların orijinalliğini ispatlayan uluslararası ek, valilik veya kaymakamlıktan yaptırılır.

            Beglaubigte Kopie: Almanya’da noter onaylı fotokopi. Belediyeler veya noterler yapar.

            Bezirksregierung: Birçok eyalette yetkili kurumların adı, bazı eyaletlerde özel isimler mevcut. Ör. Niedersachsen eyaletinde adı NiZzA

            Ärztekammer: Tabipler odası.

Bunlar haricinde her eyaletin kendine has bir evrak listesi mevcut. Bunları da kısaca;

   – Başvuru formu, sağlık raporu, sabıka beyanı gibi siteden yazdırılıp doldurulacaklar

   – Sabıka kaydı, Good Standing Certificate, Diploma gibi Türkiye’den alınacaklar           

   – Belegart ‘O’ gibi Almanya’dan alınacaklar olarak sıralayabiliriz.

Bu evrakları başvuracağınız eyaletin sitesindeki listeleri indirerek hazırlamanız gerekiyor. Ufak farklılıklar mevcut ve bu farklılıklar sizin Türkiye’ye git gel yapmanıza neden olabilir.

Temel kavramları ve evrakları da kısaca paylaştığımıza göre sizlere birkaç alternatif yoldan bahsetmek istiyorum. Normalde sürecin işleyişi gayet basit: Almanca öğreniyorsunuz, gerekli evrakları topluyorsunuz, denkliğe başvuruyorsunuz, sonrasında size ne denirse onu uyguluyorsunuz. Ancak tabii ki -bu süreci nerden yöneteceksiniz, maddi durumunuz nelere el veriyor, hangi eyaletten başvuracaksınız, Türkiye’den bir an önce istifa edip mi geleceksiniz yoksa son ana kadar bekleyip mi- gibi farklar nedeniyle her meslektaşımızın macerası ve süreci kendine has oluyor.

Gelin sizle en sık karşımıza çıkan iki senaryoyu paylaşayım.

Senaryo 1: Bir an önce Almanya’ya gitmek istiyorum

Bu yol genelde dil eğitimi evresinde bir kurs ayarlanıp o kurs aracılığıyla Almanya’ya gelip yerleşme şeklinde başlar. Kişi, gemileri yakana kadar temel seviyede Almanca çalışır. Belki B1 sertifikası alır ve ardından gemileri yakar ve bir dil kursu ayarlayıp maceraya atılır. Dil kursunda iken hospitation, iş, eş gibi Almanya’da kalıcı olmasını sağlayacak yollar arar, çok ciddi para harcar ve bir miktar da saç kaybeder ancak dili Almanya’da öğrendiği için de sınavlar ve iş görüşmeleri için ciddi bir avantaj elde etmiş olur. Bu yolu genelde yeni mezun genç bekar maceraperest arkadaşlar veya “Eee yeter be!” diyen kıdemli hocalarımız denemektedir.

Senaryo 2: Ben her şeyi garantileyip eşimi ikna etmeden Almanya’ya gidemem

Bu yolda ise adaylar Türkiye’de iken halledilebilecek her şeyi Türkiye’de hallederek, genelde iş bulduktan sonra Almanya’ya göçerler. Kişi, istifa etmediği ve Almanya’da yaşamadığı için çok ciddi bir maddi tasarruf etmiş olur. Ancak aynı zamanda dili olması gerektiği gibi geliştirememe, süreci yeterince kontrol edememe ve çok uzatıp vazgeçme riskleri ile karşılaşabilir. Bu noktada tasarruf ettiği paranın bir kısmını danışmanlık şirketi ile anlaşmak için kullanan adaylar sıkça görülmektedir. Bu yolu genelde belli bir düzeni olan, çocuklarının geleceği için veya sakin bir hayat için yurtdışına taşınma planı yapan kıdemli hocalarımız veya elinde maalesef hiç imkân olmayan yeni mezun hekim arkadaşlarımız denemektedir.

Son olarak birkaç önemli küçük detaydan bahsetmek istiyorum;

1) Evraklarınızı Almanya’da bulunan ve sisteme kayıtlı bir yeminli tercümana çevirtin ki başınız ağrımasın.

2) Gerekmedikçe orijinal evrak göndermeyin. Ben şimdiye kadar ille de orijinal evrak göndereceksin diyen bir görevli ile karşılaşmadım. Ama orijinal evrak kabul etmeyenle karşılaştım.

3) Göndereceğiniz her türlü evrağı Almanya’da beglaubigte kopie yaptırın ve onu gönderin.

4) Sosyal medya gruplarında yazılan çizilenleri sorgulamadan kabul etmeyin. Herkesin macerası farklı. Bu kesin böyle diyen kişilere pek kulak asmayın. Benim bu zamana kadar kesin dedikleri şeylerin istisnasını görmediğim olmadı.

5) Eğer Almanya’ya gelmeye kesin kararlıysanız enerjinizin yüzde seksenini Almanca öğrenmeye ayırın.

6) Bu süreçte tek bir doğru yol, tek bir geçerli kural vs. yoktur. Her türlü ihtimale hazırlıklı olmak gerek.

7) Almanya’ya göçmeden önce evraklarınızı olası alternatif eyaletlere göre kontrol edin ve bir yakınınıza olası evrak işlemleri için vekalet bırakın.

8) Verebileceğim belki de en elzem tavsiye; Sabırlı Olun. Sabırlı olamıyorsanız Almanya size yavaş yavaş öğretir ama çok saç baş yolarsınız. Burası farklı bir ülke ve burada sistem böyle demeyi ne kadar erken öğrenirseniz saçlarınız o kadar uzun sizinle kalır. 🙂

Umarım bu paylaştıklarım faydalı olmuştur. Ayrıca bana yazımı sitelerinde paylaşma şansı veren Dech Med ekibine de buradan teşekkür etmek istiyorum. Bir sonraki yazıda veya videoda görüşürüz.

                                                                                                                            Cemal Altuntaş

                                                                                                                        @almanyadabirdoktor

DE