Almanya’da Doktor Olarak Yaşamak

Herkese merhabalar! Yine ben, Cemal. Geçen yazımda sizlerle Almanya’da Doktorluk üzerine merak ettiklerinizi paylaşmıştım. Bu yazımda ise sizlerle Almanya’da yaşam üzerine konuşmak istiyorum. 2021 Temmuz ayında tam 3 yıl olacak Almanya’ya geleli ve bir yıldır da Almanya’da doktor olarak çalışıyor olmuş olucam. Hal böyle olunca bir çok kişinin de cevabını merak ettiğinden emin olduğum ‘Almanya’da yaşamaktan memnun muyum?’ sorusunu ben de tabii ki kendime sorar oldum.

Almanya’da Yaşamaktan Memnun muyum? 

Kısa cevap severler için direkt söyleyeyim; inanılmaz memnunum 🙂

Uzun cevap severleri ise yazının devamına alalım. Bundan önceki yazımı okuyanların bildiği üzere Almanya’da ilk 2 yılım oldukça inişli çıkışlı geçmişti. Bu süre zarfında bir kaç defa ne yapıyorum ben diye sorgulamıştım ama bu sorgulamaları yaparken dahi bu geçiş sürecinin biteceğini ve günün birinde şu an olduğum, evet tam olarak şu an olduğum noktaya erişeceğime de emindim. Kafamdaki 5-10 yıllık kalkınma planımda tabii ki ilk yılların zorlu geçeceği aşikardı. Ancak zaten ben hep içten içe o günlerin geçeceğine inanmıştım.

Gelin hep beraber bana bu sorgulamaları yaptıran zorluklara bakalım. Umarım sizler için de ufak bir ön hazırlık olur ve gelip de bu zorlukları yaşadığınızda bunların geçici olduğunu hatırlarsınız.

Almanya’da Yaşamanın Zorlukları Neler?

Sosyal Yalnızlık

Benim gelişi en çok sorguladığım anlar kesinlikle yalnız kaldığım ve arkadaşlarımla geçirdiğim günleri çok özlediğim zamanlardı diyebilirim. Dolayısıyla benim listemin en başındaki zorluk ‘Sosyal Yalnızlık’. Benim ilk geldiğim yıllarda her ne kadar yanımda akrabalarım ve ailem olsa da kendimi yalnız hissettiğim zamanlar çok olmuştur. Ama size şunu da gönül rahatlığı ile söyleyebilirim ki benim geldiğim dönem ile şu an arasında çok fark var. Artık son zamanlarda Almanya’ya doktorluk yapmak için benim gibi gelen arkadaşlarımızın sayısı çok arttı ve burada oldukça aktif topluluklar kurmaya başladık. Umarım sizler geldiğinizde ‘Sosyal Yalnızlık’ teması tamamen bu listeden ve gündemimizden çıkmış olur.

Alman Bürokrasisi

Yavaş, anlamsız, saç baş yolduran.. Alman bürokrasisi sanırım bu şekilde özetlenebilir. Her ne kadar her şeyi doğru yapıp yeterince sabır gösterdiğinizde sorunsuz bir şekilde çalışsa da bizim gibi hemen her türlü işini bir kaç saatte halletmeye alışık bir millet için gerçekten ilk başta çok zorlayıcı olabiliyor. Örneğin ilk geldiğimde kayıt olmam gereken bir devlet dairesi, ilk gittiğimde bana hangi evrakların gerekeceğini söylemek için 1 hafta sonraya randevu vermişti. 1 Hafta sonra gittiğimde gerekli evrak listesini verip 10 gün sonraya bir başka randevu vermişti. 10 gün sonra ise evraklarımı teslim alıp beklememi söylediler ve evraklarımın incelenip kayıt işlemimin tamamlanması ise yaklaşık 1 ay sürdü. Yani toplam 1,5 ay herhangi bir Türk memurun 1-2 saatte halledeceği basit bir kayıt işlemi için beklemiştim. Tüm bunları bilip ona göre hazırlıklı gelmek lazım. Herkes beni uyarmıştı ama ben bu kadar yavaş olacağına inanmamıştım sanırım. Normalde ‘Almanya’ya giderim kursuma başlar 5-6 ayda B2 sertifikamı alırım’ diyordum ancak geldiğimin 3. ayında ancak ev bulabilmiştim ve hala kursa başlayamamıştım 🙂

Esnemeyen Kurallar

Almanlar çözülmesi gereken bir meseleyi, kitapta nasıl çözecekleri yazmıyorsa, katiyen çözemeyen bir millet. Tam anlamıyla kilitleniyorlar diyebilirim. Herkes birbirine bakıyor ne yapıcaz diye. Veyahut ellerinde 1 adet çözüm veya cevap varsa siz daha mantıklı ve pratik bir çözüm yada cevapla gittiğinizde kesinlikle kabul etmiyorlar. Kitapta ne yazıyorsa o uygulanıyor. Örneğin tam B1 sertifikamı aldığım dönemde tarih ve fiyat olarak bana çok uyan bir B2 kursu bulmuştum. Kurs 3 hafta sonra başlıyor ve 2 ay sürüyordu. Benimle ilgilenen yetkili bu kursa gitmeme izin vermedi ve bana süre ve fiyat olarak 2,5 kat fazla olan başka kurslar önerdi, çünkü kural buydu ve o kursları ödüyorlardı. Daha mantıklı olan için ise kendim para vermem gerekiyordu. Neyse çok sinirlenip en hızlı kurstan çok daha hızlı B2 sertifikamı aldım. O yüzden bu meseleye çok takılmıyorum 🙂

Irkçılık Meselesi

Normalde ben bu konuyu yazıma konu etmeye bile tenezzül etmezdim ama çok fazla soru geliyor doğal olarak. Ben genelde kısaca ‘Kafamızda kaldırım taşı kırılan bir ülkeden göç ediyoruz, eğitimsiz bir Almanın çıkıp da bana evine dön demesine pek takılmamak gerek.’

Tabii ki tüm ülkelerde olduğu gibi ırkçılık Almanya’da da mevcut. Oldukça gizli yapılan ırkçılıktan çok bariz ırkçılığa kadar karşınıza çıkma ihtimali var bu konunun. Lakin bence önemli olan bu konunun hayatımızı ne kadar etkilediği ve toplumdaki istatistiği. Ben şahsen 3 yıldır böyle bir durum yaşamadım ama burada uzun zamandır yaşayanlardan çok ilginç hikayeler duydum. Gerçi bir çoğunda ilginç bir alınganlık durumu mevcuttu ama bazıları gerçekten itiraz edilip hak aranması gereken olaylardı. Ben şahsen artık böyle bir şey sezdiğimde anında sesimi çıkartacak seviyeye geldim. Bu mesele Almanlar içinde çok önemli olduğu için hemen geri adım atıp üsluplarına çeki düzen veriyorlar. 

Irkçılığı meşrulaştırmaya çalışmıyorum kesinlikle ama burda bazı yabancıların oluşturduğu imajı yıkmak pek kolay olmayacak diyebilirim.

Ben şahsen Ted Mosby gibi sarı yapraklı bir defter çıkarıp artıları ve eksileri sırayla yazıp ona göre karar verilmesi gerektiğini düşünenlerdenim. Dolayısıyla alışması zaman alan zorluklar karşısına Almanya’da Yaşam ile ilgili sevdiğim şeyleri de yazmak istiyorum ki en sonunda neden Almanya’da yaşamaktan memnun olduğum ile ilgili kafanızda soru işareti kalmamış olsun.

Almanya’da Yaşamanın Güzel Yanları

Stabil ve Standart Yaşam Tarzı

Günümüzde insan psikolojisini en çok yoran ve kişileri zihnen yaşlandıran faktörlerin başında sanırım gelecek kaygısı geliyor diyebiliriz. Almanya’da bu durum biraz daha farklı. Kurmuş oldukları sistem ve ekonomi oldukça sağlam temeller üzerine kurulmuş. Dolayısıyla geleceğe dair daha rahat planlar yapıp daha az kaygı duyuyorsunuz. Bu basit ve stressiz hayata çok kolay alıştım diyebilirim. Bundan 15 yıl öncesi ile günümüz arasında gerek alım gücü gerek sistem anlamında çok ufak farklar var. Dolayısıyla bundan 15 yıl sonrasında da çok büyük farklar olmayacağını düşünmek insanı rahatlatıyor.

Sosyal Devlet Anlayışı

Sanırım listenin tepelerinde kesinlikle yer alması gereken bir diğer madde ‘Sosyal Devlet’ kavramı. Bunun üzerine uzun uzun yazıp çizmek mümkün ama ben kısaca değineceğim. Hepiniz Almanya’da çok fazla vergi verildiğini duymuşsunuzdur. İşte bu verilen vergilerle kurulan sistem ve size sunulan imkanlar yine size kendinizi güvence altında hissettiğiniz bir hayat vaad ediyor. Şu an kovulsam devletin bana maaşımın üçte ikisini anında ödemeye başlayacağını, bana iş arama noktasında destek olacağını, kariyer değiştirmek istesem tüm eğitimlerimi karşılayacağını biliyorum. Veyahut bir kadın hamile olduğunda çalıştığı mesleğe göre belki anında izinli sayılıp eve gönderileceğini ve bu süre zarfında maaşının tamamını alabileceğini biliyorum. Veyahut hastalandığımda bunu kimsenin sorgulamayacağını, işim tehlikeye girmeden gerektiği uzunlukta tedavimi alıp dinlenebileceğime inancım tam. Ya da ileride emekli olduğumda emekli maaşım ile hayatıma aynı standartta devam edebileceğime.. 

İşte tüm bunları sağlayan sisteme her ay yığınla vergi vermek beni şahsen çok üzmüyor. 

Almanya’da Çalışma Şartları

Hayatı çekilir kılan bir başka durum ise iş ve özel hayat dengesi. Almanya’da bu denge çok güzel korunmuş diyebilirim. Örneğin iş yerinde 2-3 kişi haricinde kimsede özel numaram yoktur. 1 yıllık meslek hayatımda iş saatleri haricinde, işim ile ilgili ne bir mail ne de bir telefon almışımdır. Yıllık 30 iş günü iznim var ve haftasonları mesaim yoksa iznimden düşmüyor. Hasta olma durumunda 2 güne kadar rapor dahi vermeden izin alabiliyorum ve döndüğümde kimse bana ‘Hayırdır nerelerdeydin?!’ veya ‘Tutmadığın nöbeti haftaya yazdım!’ demiyor. Haftalık 40 saat mesaimi doldurduğum an kimse ekstra çalış demiyor veya dediyse bile çalıştığın her saatin ya ücretini veriyor ya da yıllık iznine ekliyor. Yıllık iznimi kullanmak için ilk yılımı doldurmam gerekmiyor veyahut kıdemlimden izin almam gerekmiyor. Müsaitlik durumuna göre çalışma arkadaşlarıma ve şefime bildirip iznimi kullanıyorum. 

Bunların haricinde çalıştığım ortamda kaotik bir yoğunluk, bağrışmalar, zorla içeri girmeye çalışma gibi durumlara hiç rastlamadım. Bir keresinde sabah saatlerinde bir hasta kendisine rapor vermediğim için sinirlenip söylenerek çıkmıştı. Öğleden sonra hastayı tekrar kapımda gördüğümde ‘Heralde hasta şiddetinden kaçış yok, şimdi dayağı yiyeceksin Cemal’ demiştim içimden. Ardından hasta utana sıkıla sabahki uygunsuz davranışı için özür diledi ve ben bir kez daha Almanya’ya gelerek, Almanya’da hekim olarak çalışarak ne kadar doğru bir karar verdiğimi görmüş oldum.

Almanya’da Alım Gücü

Ben şahsen insanlara bu konudan bahsederken biraz yanlış anlaşılmaktan korkuyorum, lakin günümüzde arzuladığımız hayatı yaşayabilmek için belli bir miktarda para kazanıyor olmak gerekiyor. ‘Parayla saadet olmaz!’ sözü bana biraz eksik geliyor ve ben ‘ Saadet sadece parayla olmaz ama parayla saadet olabilir’ şeklinde söylüyorum kendi kendime. 

Almanya’da bir hekimin başlangıçta kazandığı aylık ortalama net maaş 3000 Euro civarında. Yani Almanya’da bir doktor, bir aylık maaşı ile 2004 model Mercedes C180 Sportcoupe alabiliyor, yine bir aylık maaşı ile tek kişilik evini düzebiliyor ve yine bir aylık maaşı ile tüm yıl boyunca yapacağı tatilleri finanse edebiliyor. Deneyimle sabit 🙂

Türkiye’den Almanya’da Doktorluk macerasına atılmayı düşünüp araştırma yapmaya başlayan bir çok arkadaş 3000 Euro’nun sayısal değerini az buluyor. Burada bir iki noktaya açıklık getirmek istiyorum. Öncelikle bu maaşın başlangıç maaşı olduğunu ve her sene gerek kıdeminize gerek ünvanlarınıza gerekse tuttuğunuz nöbete bağlı olarak artacağını unutmayın. İkinci mesele ise 20 Euro’nun alım gücü meselesi. Bu alım gücünü 20 lira’nın alım gücü ile kesinlikle karıştırmamak lazım. Ben 20 euro ile kabaca haftalık alışverişimi yapabiliyorum. Ancak anlık internetten kontrol ettiğim kadarıyla 20 Lira ile sadece bir paket kaşar peynir alabiliyorum. Ben de bu konuya bu şekilde bakmayı sevmiyorum ama bu tarz örnekler vermediğimde bazı arkadaşlar idrak etmekte güçlük yaşıyor sanırım. Ben 3 yıl önce Almanya’ya ilk geldiğimde yaptığım detaylı hesaplarımla 1 Euro’nun 4 Liralık alım gücü olduğunu keşfetmiştim. (Araba pazarı hariç). Yani Almanya’da kazandığım 3000 Euro ile Türkiye’de 12000 Lira kazanan birinin alım gücüne sahip olduğum kanaatine varmıştım. Şu an ne yazık ki bu hesabı tekrar yapmaya gönlüm el vermiyor.

Parklar

Bu bölüme aslında daha güzel bir başlık atabilirdim belki ama ben gerçekten parklara karşı zaafı olan bir insanım. Almanya’da bir çok şehrin merkezinde, şehrin gürültüsünü bir anda geride bırakıp kendinizi kuş sesleriyle donatılmış bir parka atmanız mümkün. Hemen 100 metre ötede oradan oraya koşuşturan insanların olduğunu bilmek ama seslerinin kuş sesleriyle bu kadar kolay bastırılabiliyor oluşu bana hala ilginç bir huzur veriyor. Sanırım en çok da bu yüzden seviyorum Almanya’daki parkları. 

Öte yandan kendinizi şehrin dışına atıp devasa ormanlara karışmak da çok kolay. Almanya’da tamamen bu konsept üzerine tatil imkanları mevcut. Dolayısıyla devlet bu ormanlara gerekli yatırımları yapmış, ulaşım imkanları sağlamış. Hemen girişine doğayı bozmayacak şekilde, yeme içme alanı, tuvalet, otopark vb. imkanları organize etmiş. Dolayısıyla kendinizi çok rahat bir şekilde ormanın derinliklerine atabiliyorsunuz. Orada keşfettiğiniz ufak bir su akıntısı bile anında hafızanıza kazınıyor ve ben bunu çok seviyorum.

Özgürlük

Nasıl giyindiğin, ne yiyip içtiğin, ne dinlediğin, nelerden hoşlandığın, neler yaptığın kimsenin ama hiç kimsenin umrunda değil. Bir başkasının sınırlarına karışmadığın sürece bir başkası da gelip senin sınırlarına karışmıyor. O an ne istiyorsa onu yapabiliyor olma özgürlüğü her insanın hakkı bence lakin bu hak ne yazık ki her yerde mevcut değil. Ben şahsen Almanya’nın bu konuda da oldukça başarılı olduğunu düşünüyorum. 

Yukarıda da bahsettiğim gibi mesainiz bittiği anda kıyafetinizi değiştirip kendi özel hayatınıza dilediğiniz gibi geçiş yapmak çok kolay ve kimsenin karışmaya hakkı olmayan bir konu. Buraya gelip bunun aksi durumlarla karşılaştığınızda hakkınızı arayabileceğinizi de bilmenizi isterim. 

Evet sanırım artılar listesi ben kendimi durdurmazsam uzayıp gidecek gibi. Sanırım Almanya’da yaşamaktan ve Almanya’da hekim olarak çalışmaktan oldukça memnun olduğunu tekrar etmeme gerek kalmamıştır. 5 yıl ya da 10 yıl sonra ne olur bilemem ama şu an olduğum noktada oldukça mutluyum. Beni bu ana getiren her detaya müteşekkirim 🙂

Umarım yararlı bir yazı olmuştur. Bir sonraki yazı veya videoya kadar kendinize iyi bakın, sağlıkla kalın. Görüşmek üzere 🙂

Cemal Altuntas

@almanyadabirdoktor

1 comment

Leave a Reply

EN
%d bloggers like this: